New York’ta 3 Öğün

Tarafından : | 0 Yorum | On : Nisan 5, 2016 | Kategori : Blogumuz, Genel, Restoran Güncesi, Seyahat ve Yemek

new yorkta yeme içme

NEW YORK‘ta 3 ÖĞÜN

New York tartışmasız dünyanın her yerinden en iyi şeflerle ve tüm gün farklı alternatiflerle seyahatlerde yeme-içme zevkinizin zirveye ulaştığı bir şehir.
Sadece Manhattan değil Brooklyn ve Harlem de oldukça yükselişte. Güne başlarken; bu tatilde bize eşlik eden, Kemer Country Golf Club ‘da aldığı harika derslerle Golfe yeni giriş yapan eşim Burak Ürkmezgil ve İstanbul Golf Kulübünün sevilen yüzleri Gürol ve Ebru Ayan ile tipik bir “diner” kahvaltı için tercihimiz 8. Ile 34. Caddenin kesişimindeki Tick Tock Diner oldu. Bacon ve Yumurta, French Toast, Pancake sevenlerdenseniz, masayı bu büyük porsiyonlarla doldurup ilk günün kahvaltısının keyfini bizim gibi yaşayabilirsiniz. Bir diğer alternatif ise Central Park’ta yapacağınız sabah yürüyüşü sonrası parkın içerisinde Le Pan Quotidien veya bir çok filme konu olmuş efsane Boat Café olabilir. Colombus Circle’daki Whole Foods Market’dan ya da 57-58’in kesişimindeki, çevre dostu ve bana girişteki parfüm kokusu ile Hotel Costes’I hatırlatan otelimiz 1 Hotel Central Park’ın sunduğu gibi bir piknik sepeti ile de parkta kahvaltı çok keyifli. Soho tarafında geldiğimizde Buvette gibi Bistrolar ve kafeler haftasonları uzun ve keyifli kahvaltılar için size bekliyor.

Uzun yürüyüşler, önceden rezervasyon yaparak ünlü Fransız Asıllı Şef Eric Ripert’in dünyanın en iyi restoranlarından Le Bernardin ya da rezervasyon yapmadan Chelsea Market’ın kalabalığına ve akışına kendinizi bırakıp sakin ve iyi deniz mahsulu sunan Cull & Pistol’da istridye, hindistancevizli balık, ıstakoz eşliğinde güzel bir öğlen yemeği size bekliyor. Bizler gibi Burger sevenler için ise ilk seçenek Guggenheim ve Metropolitan Müzelerini gezdikten sonra, burada Metropolitan’ın merdivenlerindeki sokak satıcısında hayatınızın en güzel Sosisli Sandviçini yiyebileceğinizi de belirttikten sonra, bir taksiye atlayın ve Le Parker Meridien New York oteli içerisinde bir perde ile gizlenen girişinde sıraya girip Burger Joint’de gerçek Burger keyfi yapın. Bir diğer iyi Burgerci ise Rockefeller Plaza içerisindeki Bill’s Bar & Burger. Tabi aranızda ilk defa gelenler için binanın tepesine çıkarak tüm Manhattan’ı izleyebileceklerini de belirtmek isterim. MOMA tutkunları, müzenin içerisinde 2015’te New York’un tek 2. Michelin Yıldızını eklemiş restoranı The Modern’de yemek ya da müze öncesi barda atıştırmalıklar kesin denenmeli. Daniel Boulod’un modern Fransız bistrosu Bar Boulod ya da hava güzel ise Eatily’den pizza ve sandviçlerle Madison Square Park’ta mini bir piknik harika olur. Katz’s Delikateseen’de bu şehirde filmlere hikayelere konu olmuş efsane “corned beef veya pastrami” sandviçlerden tatmadan da dönmeyin.
Sadece yemek değil, şeflerin pastaneleri ve fırınları arasında da Sarabeth’s Bakery, Dominic Ansel Bakery ve Bouchon Bakery benim favorilerim.
Akşam yemeği için şehrin popüler restoranı modern Güney Amerika Mutfağı için, Empellon Taquera.1 ay öncesinden rezervasyon ile dünyanın en iyi 5. Restoranı Eleven Madison Park tek kelime ile muhteşem. Bistronomique, yeni nesil bistro Buvette ise Greenwich’te nostaljik bir Manhattan ortamı ve çok iyi yemek sunuyor. Yine o civarda, Wilfie & Nell and Meksika Restoranı olan Diablo Royale hem yemek hem de yemek sonrası için iyi alternatifler. “You got Mail” filminden hatırlayacağınız Cafe Lalo gece ikiye kadar açık, hala otantik hala huzurlu, turistik olmayan ve uzun bir dolap dolusu baştan çıkarıcı tatlılar sunan keyifli bir kafe. Yine bir diğer ünlü şef David Chang’in uzun yıllardır dünyanın en iyileri arasında olan restoranı Momofuku, ve pastanesi Milk Bar’ın yanısıra Kızarmış Tavuk ile ünlü Fuku’su günün her saatinde çok iyi seçenek.
Gün içerisinde tabii ki Golf’ten de kopmadık, Chelsea Piers içerisinde New York Golf Center’da top da attık. Nehre karşı çok keyifli bir yer, insana biraz “I am Legend” filmini hatırlatmıyor değil.
Ve son olarak şehrin iyi kulüplerinden Village Vanguard ve Blue Note’da birer akşam Jazz müzik ziyafeti ve Madison Square Garden’da abur cuburlarla geçen aksiyonlu bir buz hokeyi maçı ile seyahati tamamladık.

Yorumlar

yorum

Share This Post!